Chat - Sohbet Odalari

#

 ODALAR ACIKLAMA
#Arkadasbul Genel Sohbet-Chat Odasi!
#Duygu Duygularin Paylasildigi Yer!
#Oyun 7/24 Buyrun Oyun Oynayalim!
#Radyo 7/24 Canli Radyo Kanali!
#Sohbet Sanal Dostluklarin Kuruldugu Yer!
#Almanya Deutsche Chat Raum!
#Hollanda Nederlands Chat Ruimte!

Arama Kutusu
Kategoriler

HABERAL TRİLYONLARI NASIL KAZANDI, NEREDE HARCADI?

 

ETÖ davasında tutuklanan Mehmet Haberal, normal bir üniversite hocası iken nasıl yılda 1 milyar Dolar’a hükmetmeye baÅŸladı? İşte Haberal’ın ilginç portresi…

ETÖ davasında tutuklanan Mehmet Haberal, normal bir üniversite hocası iken nasıl yılda 1 milyar dolara hükmetmeye baÅŸladı? Üniversitesinde hangi iÅŸ adamı, siyasetçi, yüksek yargı ve askerî bürokrasi mensuplarının çocuÄŸu burslu okuyor? Otellerinde ETÖ sanıklarıyla ne tür toplantılar yaptı?

 

O 1980’lerin başında normal bir üniversite hocasıydı. Hacettepe Üniversitesi’nde derslere giriyordu. Mal varlığı ve serveti, bir üniversite hocasınınki nasılsa öyleydi. Ancak kısa sürede büyük servetler edindi. Åžimdi yılda 1 milyar dolara hükmettiÄŸi konuÅŸuluyor. O, hoca olmanın çok ötesinde bir holding patronu. Üniversitesi, otelleri, hastaneleri var. Emrinde 15 bin personel çalışıyor. 1991’de seçimi Mesut Yılmaz’a karşı kaybetmeseydi Demirel hükûmetinde saÄŸlık bakanı olacaktı. 2002 yılında Bülent Ecevit’e yapılmak istendiÄŸi ileri sürülen ‘saÄŸlık darbesi’nde adı geçti. Sivil ve askerî bürokrasi, yüksek yargı mensupları ve siyasetçilerle yakın iliÅŸkisi var. Yıllarca CHP’ye ateÅŸ püskürdü, ÅŸimdi Deniz Baykal’la dostluÄŸu gündemde.

 

Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) davası kapsamında gözaltına alınan ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanan BaÅŸkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’dan bahsediyoruz. ETÖ davasının ikinci iddianamesinde adı sıkça geçiyor. ETÖ sanıklarına BaÅŸkent Üniversitesi, Kanal B Televizyonu ve Patalya otellerini üs gibi kullandırdığı, iddianamenin tape (konuÅŸma kaydı) bölümlerinden anlaşılıyor. Yani hükûmeti yıkma giriÅŸimlerinde bulunduÄŸu iddia edilenlerin buluÅŸma noktalarından biri de Prof. Mehmet Haberal’ın mekânları olmuÅŸ.

 

Peki, Prof. Dr. Mehmet Haberal kim? Bu noktaya nasıl geldi? Kısa sürede bu kadar büyük servet elde edebilmesinin sırrı neydi? KurduÄŸu BaÅŸkent Üniversitesi, Hazine’den her yıl milyonlarca liralık yardımı nasıl aldı? Devlet bankalarından milyonlarca lira kredi kullandıktan sonra Hazine’den sorumlu hangi bakanlara iÅŸ verdi? Hastanesinin imar iznini hangi bakandan re’sen aldı? Kanunen yasak olmasına raÄŸmen üniversitenin gelirleri farklı tüzel kiÅŸiliklere nasıl aktarıldı? Üniversiteden medya kuruluÅŸuna 10 milyonlarca dolar para desteÄŸi niçin yapıldı, nasıl saÄŸlandı? Üniversitesinde paraya ihtiyacı olmayan zenginlerin çocukları niçin burslu okudu? Milletvekili, iÅŸ adamı ve yüksek yargı mensuplarının çocuklarına burslu üniversite okuma imkânı sunuldu mu? Otellerinde bedava imkânlar saÄŸlayan VIP karta Ankara bürokrasisinden kimler sahip oldu? Sorular sıralanmaya devam edebilir.

 

KREDİ KULLANDI, BAKANLARA İŞ VERDİ

 

Mehmet Haberal’ın yükseliÅŸi, 1980’li yıllarda Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı’nı kurması ile baÅŸlıyor. Bugün sahibi olduÄŸu Ankara Anıtkabir yakınlarındaki BaÅŸkent Üniversitesi Hastanesi’nin yerinde o zamanlar küçük bir diyaliz merkezi bulunuyordu. Bu merkezin etrafındaki arsalar aralıklarla teker teker toplandı ve bugünkü büyük hastane ortaya çıktı. Bugün İzmir, Adana, Alanya, Konya ve İstanbul’da ÅŸubeleri olan büyük bir hastane zinciri bulunuyor. Ankara’daki hastanenin bulunduÄŸu semtte hiçbir binaya 4 kattan fazla ruhsat verilmediÄŸi dönemde hastanenin 8 kata çıkarılması için çaba gösterdi. Anıtkabir’i gölgelediÄŸi gerekçesi ile askerî bürokrasi ile Çankaya Belediyesi binadaki kat artışına izin vermiyordu. Hatta Çankaya Belediyesi’nin tutumu yüzünden CHP’ye ateÅŸ püskürüyordu. Åžimdi bulunduÄŸu bölgede 4 kattan fazla bina yokken Haberal’ın 8 katlı hastanesi hizmet vermeye devam ediyor. Hiç kimsenin buna müsaade etmediÄŸi dönemde Anasol-M hükûmeti Haberal’a kat izni verdi.

 

Haberal’ın holdingleÅŸmesinde devlet bankalarından kullandığı kredilerin payı çok büyük. Bu krediler onun için dönüm noktası oldu. 1993’te 39 milyon dolarlık krediyi, devlet kurumlarına bile sunulmayan düÅŸük faizle aldı. 28 Åžubat sürecinin Hazine’den sorumlu bakanları sayesinde borcunu sürekli erteletti. Bu durum 2005’te Hazine kontrolörleri tarafından tespit edildi. Haberal, 2001’e gelindiÄŸinde ödemesi gereken 42,5 milyon dolarlık paranın ancak 1,5 milyon dolarını kendi kaynaklarından ödemiÅŸti. Yaklaşık 20 milyon doları ise ya devletin üniversiteye tahsis ettiÄŸi bütçeden ya da yeni dönem kredileri ile eski dönem kredilerini mahsup ettirmek suretiyle ödemiÅŸ. Yani ödemelerini de devlete yaptırmış. Ayrıca Haberal’ın Türk Lirası olarak aldığı para yurtdışına Avro üzerinden ödendiÄŸi için kur farklarından dolayı Hazine yaklaşık 27 milyon dolar da zarara uÄŸratılmıştı. Hazine, yapılan usulsüzlükler karşısında görevi kötüye kullanmaktan dolayı çok sayıda kiÅŸi hakkında suç duyurusunda bulundu; fakat zaman aşımından dolayı görevliler hakkında herhangi bir iÅŸlem yapılmadı.

 

Haberal’ın aldığı bu kredide ve bu kredinin ödeme iÅŸlemlerinin ertelenmesinde iki isim dikkat çekiyor. Bu isimler; kredilerin kullanıldığı dönemde Hazine MüsteÅŸarlığı’nda görev yapan ve daha sonra Hazine’den sorumlu devlet bakanı olan Ayfer Yılmaz ile kredinin alındığı Halk Bankası Genel MüdürlüÄŸü’nde çalışan ve daha sonra Hazine’den sorumlu bakan olan Ufuk Söylemez.

 

Haberal, ETÖ davasından gözaltınaalınınca onu uçaÄŸa kadar gelip İstanbul’a uÄŸurlayan ilk isim Süleyman Demirel oldu. Demirel, yakın dostu Haberal’a vefa borcu olduÄŸunu söyledi. Haberal’ın ekonomik yönden büyümesinin DYP’li bakanlar döneminde gerçekleÅŸmesi dikkat çekici. Uygulama oteli olarak 49 yıllığına devletten kiraladığı Kızılcahamam Patalya Oteli’nin tahsisini de DYP’li Orman Bakanı Nevzat Ercan döneminde almıştı. Daha sonra bu arazinin tahsisinin de sahte belgelerle yapıldığı yönünde iddialar ortaya atılmıştı.

 

Haberal’ın DYP ile iliÅŸkisi yakın dostu Süleyman Demirel vasıtasıyla oluyor. 1991 seçiminde DYP’den Rize milletvekilliÄŸine aday olan Mehmet Haberal, burada seçimi Mesut Yılmaz’a karşı kaybedince siyasetten uzak durmaya baÅŸlıyor. Yakın çevresinde konuÅŸulanlara bakılırsa ÅŸayet o dönemde milletvekilliÄŸini kaybetmeseydi, Demirel hükûmetinde saÄŸlık bakanı olacaktı. Siyasilerle yakın dostlukları olan Haberal, 39 milyon dolarlık krediden sonra iÅŸlerini iyice büyüttü. Daha sonra ise, kredilerin ödenme sürecinde kendisine çeÅŸitli kolaylıklar tanıyan Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz’ı üniversitesinin idari ve mali iÅŸler müdürü yapan Haberal, bir baÅŸka Hazine’den sorumlu bakan Ufuk Söylemez’e de üniversitede iÅŸ, Kanal B’de program imkânı sundu.

 

1993’te Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı ile Haberal EÄŸitim Vakfı kanalıyla BaÅŸkent Üniversitesi’ni kuran Mehmet Haberal, o günden bu yana üniversitenin rektörü. Bir ara yasa gereÄŸi rektörlerin sadece 2 dönem, yani 8 yıl rektör olabilecekleri hükme baÄŸlanmıştı; ancak Haberal yargıya müracaat ederek bu kuralı deÄŸiÅŸtirdi ve artık üniversitenin ölene kadar rektörü olabilecek. Haberal, her türlü icraatı yapmak üzere üniversitenin mütevelli heyeti tarafından da yetki verilen tek kiÅŸisi. Kısacası, BaÅŸkent Üniversitesi eÅŸittir Mehmet Haberal.

 

Maliye Bakanlığı, YükseköÄŸretim Kurulu’nun (YÖK) görüÅŸünü alarak her yıl vakıf üniversitelerine kanun gereÄŸi devlet yardımı yapıyor. BaÅŸkent Üniversitesi, vakıf üniversiteleri arasında her yıl Hazine’den en fazla yardım alanlardan biri. Mesela, 2004’te 1,5 trilyon liralık yardımla Bilkent Üniversitesi’nden sonra ikinci geliyor. Bu miktardaki yardımlar her yıl veriliyor. YÖK görüÅŸü ile verilen bu yardımların, eski YÖK baÅŸkanları Kemal Gürüz ve ErdoÄŸan Teziç dönemine rastladığını hatırlatmakta fayda var.

 

Türkiye’de vakıf üniversiteleri kamu kurumu statüsünde. Yani resmî bir kurum. Bu sebeple de tüm mal varlıkları devlet malı sayılıyor ve devletin resmî kurumlara saÄŸladığı her türlü imkân ve kolaylıklardan istifade ediyor. Ancak idari ve mali yönden ise hiçbir denetim içine girmiyor. Yani Sayıştay denetimine tabi deÄŸil. Sadece kanun gereÄŸi YÖK tarafından yılda bir defa denetlenmek zorunda. Ancak bu denetim de sadece Ankara merkez ve faaliyetleri ile sınırlı kalarak kısa sürede gerçekleÅŸiyor ve idari ağırlıklı yapılıyor. Üniversitenin asıl maddi yoÄŸunluÄŸunu oluÅŸturan Ankara dışındaki hastaneler ve merkezler bugüne kadar hiçbir denetim mekanizması tarafından denetlenmedi.

 

Kanun ve yönetmeliklere göre vakıf üniversitelerinin her çeÅŸit gelirleri kendi bünyesinde kalmak zorunda. Ancak BaÅŸkent Üniversitesi’nde kamu kaynakları kanunlara aykırı ÅŸekilde farklı tüzel kiÅŸilikteki Haberal’ın patronluÄŸunu yaptığı ÅŸirketlere aktarıldı. Sadece son 5-6 yıl içinde üniversite ile hiçbir ilgisi olmayan bir televizyon kanalına 10 milyonlarca dolar para aktarıldığı kaydediliyor.

 

Üniversitenin akademik birimlerine hizmet ve eÄŸitim amaçlı kurulduÄŸu söylenen holding ve ÅŸirketlerin hukuki dayanaklarının olmadığı da konuÅŸuluyor. Mesela, Kızılcahamam’daki Patalya Oteli’ne gelir saÄŸlayacak spor tesisleri tamamen üniversitenin imkânları ile kuruldu ve trilyonlarca lira üniversiteden kaynak aktarıldı. Aynı ÅŸekilde Kanal B’nin tüm tesisleri de üniversite kaynakları ile kuruldu. Yine üniversitenin BaÄŸlıca yerleÅŸkesinde faaliyet gösteren Mol Gıda Åžirketi de üniversitenin tüm fiziki imkânları ve araç gereçlerini kullanarak faaliyetlerini sürdürüyor.

 

Üniversitenin saÄŸlık ve eÄŸitim faaliyetlerinin yanı sıra büyük kaynaklar aktararak kurduÄŸu holding ve ÅŸirketlerde de yönetim kurulu baÅŸkanı sıfatı ile tek yetkili patron ise Rektör Mehmet Haberal. Rektör bu ÅŸirketlerde dilediÄŸi icraatı yapabiliyor. ÖrneÄŸin, üniversiteye ait otellerde kamu kaynakları ile sınırsız ağırlama yaparak önemli kiÅŸilere ziyafet çekiyor, tek başına dilediÄŸi harcamayı yapıp dilediÄŸi gayrimenkulü satabiliyor, dilediÄŸi kiÅŸiyi iÅŸe alıp istemediÄŸini iÅŸten atabiliyor. Rektör Haberal’ın göz göre göre sınırsız kamu kaynaklarını üniversitenin dışına aktarma cesaretini kimden aldığı ise bilinmiyor.

 

ÖZEL KALEM MÜDÜRÜNE 12 YIL HAPİS

 

2004’te BaÅŸkent Üniversitesi’ne ait İzmir’deki Zübeyde Hanım Hastanesi’nde 3 trilyon liralık bir yolsuzluk oldu. Bu yolsuzlukta bazı firmalardan trilyonluk naylon fatura aldıkları tespit edilen hastane müdürü ve bazı kiÅŸiler tutuklanmıştı. O dönemde açılan davalar neticelendi ve yolsuzluk olayı kesinlik kazandı. YolsuzluÄŸa adı karışan Sibel Akyel, Mehmet Haberal’ın 20 yıldan fazla özel kaleminde çalışıyordu. Hatta Akyel’in Haberal ile ileri düzeyde özel iliÅŸkileri olduÄŸu biliniyor. 28 Åžubat süreci yıllarında hastaneye müdür atanan Sibel Akyel, yerel mahkeme tarafından suçu sabit görülüp mahkûmiyet alınca ve Haberal tarafından da gözden çıkarılınca, Yargıtay safhasında mahkemeye bir mektup yazdı. Mektupta Haberal ile iliÅŸkilerini anlatan Sibel Akyel, savcılığa verdiÄŸi savunmada, özetle 3,1 trilyonluk yolsuzluÄŸu kendisinin yapmadığını, bütün harcamalardan Rektör Mehmet Haberal’ın sorumlu olduÄŸunu ileri sürüyordu. Ancak mektupta dikkat çekilen süreç devam etti ve Akyel 12 yıl hapse mahkûm edildi. Akyel’in hapis kararı ÅŸimdi Yargıtay’da onanmayı bekliyor.

 

Akyel’in de dikkat çektiÄŸi Haberal’ın yargı, siyaset ve bürokrasi iliÅŸkileri ETÖ davası süresince açığa çıkar mı, bilinmez; ancak üniversite ile Haberal’ın sahibi olduÄŸu ÅŸirketlerin mali yapısı incelendiÄŸinde bugün net olmayan bazı iliÅŸkilerin açığa çıkacağı muhakkak.

 

KALEM MÜDÜRÜNDEN ‘ÖZEL’ MEKTUP

 

2004’te BaÅŸkent Üniversitesi’ne ait İzmir’deki Zübeyde Hanım Hastanesi’nde 3,1 trilyon liralık yolsuzluk oldu. Müdür Sibel Akyel, 20 yıldan fazladır Haberal’ın özel kaleminde çalışıyordu. Mahkûmiyet alınca gözden çıkarıldığını düÅŸünerek mahkemeye bir mektup yazdı. Mektupta Haberal ile iliÅŸkilerini ÅŸöyle anlatıyordu (Anlatım bozuklukları ve imla hataları Akyel’e aittir):

 

“Bugüne kadar açıklamak istemediÄŸim bir olguyu burada açıklamak zorundayım. Ben rektör Mehmet Haberal ile, çalışma süreme paralel bir süredir (1998 yılından tutuklandığım 29.01.2004 tarihine kadar) özel hayatımda da beraberdim. Kendisi ile, emekli olduÄŸumuzda ve iÅŸlerimizi, aile sorunlarımızı yoluna soktuÄŸumuzda evleneceÄŸimiz vaadi ya da inancıyla bir iliÅŸkiyi paylaÅŸtım. Bu yüzden de hastanede naylon fatura kullanıldığı vakıasının hastane ile iliÅŸkileri kesilmiÅŸ bir takım kimseler tarafından mali birimlere ihbarı neticesinde yaÅŸanmaya baÅŸlayan yargı süresince gidiÅŸatın rektörün arzusu dışında geliÅŸtiÄŸinde, içtenlikle beni kurtarmak istediÄŸine, birkaç ay hapiste yatma pahasına kuruluÅŸuna bizzat katıldığım, bugünlere geliÅŸinde büyük katkıda bulunduÄŸum üniversiteye zarar vermemek, bir sürede olsa sevdiÄŸim, inandığım bir adamı ve emek verdiÄŸim bir iliÅŸkiyi korumak adına daha da ötesinde böylesine güçlü, her iktidarla, siyaset, bürokrasi ve hatta yargı çevresiyle çok sıcak iliÅŸkileri olan bu adamla savaÅŸamayacağıma inanıp, daha çok da BaÅŸkent Üniversitesi’nde okuyan oÄŸluma ve aileme zarar verebileceÄŸini düÅŸünüp susmaya devam ettim.

 

Bana cezaevinde susmam yönünde telkinde bulunmak ve para yardımı yapmak için yaptığı ziyareti tespit imkanına sahipsiniz (2004 yılı Kurban Bayramı’nın 4. günü). Ayrıca cezaevine girmemden sonra istifamı kabul etmeyip Vakıfbank’taki hesabıma Ankara BaÅŸkent’ten yatırılmaya devam eden paralar da bu söylediÄŸimin teyidi durumundadır. Annemin ve onun cep telefonu dökümleri bu durumun artı teyididir. Bu yargı sürecinin arzu ettiÄŸi gibi geliÅŸmediÄŸini anladığında bana (Seni annenle Kıbrıs’a kaçırayım. Ben bu iÅŸi temizleyeyim. Öyle gel.) demiÅŸtir. Annemi de tekrar para yardımı yapmak üzere Ankara’ya çağırdığında (Sibel beni dinlemedi. Kıbrıs’a gitmeyi kabul etseydi bunları yaÅŸamayacaktı) demiÅŸtir. Kaçması gereken birisi varsa o da ben deÄŸilim. Niçin kaçacakmışım. Suç iÅŸleyen kiÅŸi kaçar. Ben suç iÅŸlemedim ki kaçayım.

 

Åžimdi bu ardı arkası kesilmeyen bu davaların ve suçlamaların tek nedeni beni susturmaktır. 1988 yılından bu yana pek çok ÅŸeyi yaÅŸadım, gördüm. Bu bilgilerim onları rahatsız ediyor. Bütün güçleri ile üzerime saldırıyorlar. Tanık ise tanık, bilirkiÅŸi ise bilirkiÅŸi, bir ÅŸekilde ikna ediyorlar. Benim tarafımdan hastane ile görev iliÅŸkileri kesilmiÅŸ kimseler aleyhime tanıklık yapmak için sıraya sokuluyor. Halen görevde olanlar Sibel hanım aleyhine tanıklık yapmak yada iÅŸten çıkarılmak arasında tercih yapmaya zorlanıyor. EÄŸer ceza almamı saÄŸlayabilirlerse ben uzun süreli hapse gireceÄŸim. Onlar da bu ÅŸekilde sorunlarını çözmüÅŸ olacaklar. Benim bildiklerim, ihbarlarım ise ceza almış bir kimsenin rektöre suç atması sayılıp soruÅŸturmaya bile gerek görülmeden kapatılacaktır. Daha ÅŸimdiden bu süreci yaÅŸamaya baÅŸladım. Rektör hakkında cürüm iÅŸlemek için teÅŸekkül oluÅŸturmak iddiası ile Ankara Cumhuriyet BaÅŸsavcılığı’na ihbarda bulundum. Ankara Cumhuriyet Savcısı takipsizlik kararında rektörü o kadar iyi savunmuÅŸ ki hayretle okudum.”

Ayni Kategoriden Diger Haberler